Avustralyalılar yeşillikler arasında yaşamaya düşkündür. İklim değişikliğinin de etkisiyle, yaz döneminde çıkması beklenen orman yangınları sezonu (Kasım – Mart ayları arası) artık daha erken başlıyor ve daha yıkıcı oluyor. Ormanlarla iç içe yaşamak, artık Avustralyalıları korkutan bir durum.
Avustralya’ya özgü ağaçlardan özellikle Gum ağacı (eucalyptus), alev alınca, çabuk ölen ve dökülen kabuk ve çevreye dağılan kopmuş kuru dalları, gövdesinde barındırdığı çabuk alev alabilen yağla yangını besleyen en önemli unsur. Yağ, yangın anında sıcağın etkisiyle ağaçtan gaz olarak sızarak havaya karışıyor. Bu öyle yoğun bir gaz ki, yakınında bulunan biri, bir gaz tüpü açılınca gazın duyulabilen ıslığa benzer sesini duyduğu gibi, bu ağacın gövdesinden çıkan gazın sesini duyabilir. Gaz çıkıp ateşle buluşunca, bir alev topuna dönüyor hatta ağaç patlayarak yangını besliyor. Gum yaprağından çıkarılan yağ sanayide solvent ve antiseptik olarak kullanılıyor.
Yangına hassas bölgelerde yaşayanlar, bir ‘yangın planı’ yapmaya teşvik ediliyor. Bu bölgelerde yaşayanların yaşları ilerledikçe, alevlerle boğuşmayı göze alanların ve evden uzaklaşmayıp alevlerle mücadele etmeyi seçenlerin sayısı da azalıyor. Bölgede yangın başladığını duyan yaşı ilerlemiş Avustralyalılar, en kıymetli eşyalarını alarak evlerini terk edip uzaklaşıyor.
The Australian Gazetesine yazan bir kişi, 19 yıldır ormanda yaşadıklarını, yaşları ilerlediği için artık yangın planı yapmadıklarını, bölgede yangın başladığını duyar duymaz hemen ayrıldıklarını kaydetti. 2015 – 2016 yangın sezonunda, yanlarına aile fotoğrafları gibi en değerli şeylerini alarak evlerini iki kez terk etmişler. ‘Gözümüz her an televizyonda, kulağımız radyoda; havada helikopter sesi duyarsak hemen yangın uyarı web sayfasına bakıyoruz’ diyor.
Yazan kişi, televizyonda başka bir yerdeki yangın nedeniyle evini terk eden genç birinin ‘mültecileri şimdi daha iyi anlıyorum’ demesinden çok etkilenmiş. ‘Biz evimizi terk etsek de hala seçeneklerimiz var. Yıllardır televizyonlarda evlerini terk eden, savaş bölgelerinden kaçanları izliyoruz. Yanlarına ne alıyorlar acaba? Aynı duyguları mı yaşıyoruz diye merak diyorum.’
