Amaç, kafe – karavanla konakladıkları yerlerde, müşterilerine Türk yemekleri, nargile ikram edip sohbet etmek; oradan ayrılınca IŞİD’e katılmak için Suriye’ye gitmeyeceklerini, bu ülkeyi ve halkını sevdiklerini, onlardan farklı olmadıklarını anlatmak.
Betül ve Suzan başı kapalı, namaz kılan, oruç tutan, inançlarının gereğini yerine getiren Türkiye kökenli iki müslüman Avustralyalı.

Müslümalara karşı olan Tek Ulus Partisi’nin Victoria’da en çok oy aldığı Shepperton’da yaşıyorlar. Betül, Shepperton Etnik Toplum Konseyi’nde çalışıyor, iki çocuğunu tek başına yetiştiriyor. Suzan ise üniversite öğrencisi.
Müslüman olarak 11 Eylül saldırılarından bu yana yaşadıkları zorluklar yetmiyormuş gibi, geçtiğimiz haftalarda yapılan bir ankette, Avustralyalıların yarısının müslümanların Avustralya’ya göç etmesinin yasaklanmasından yana olduğu ortaya çıkınca harekete geçmeye karar vermişler.
Betül ve Suzan, bir karavanı mutfağa çevirip, kasaba kasaba dolaşarak Avustralyalılara Türk yemekleri yedirecek, nargile ikram edecek ve müslümanlardan çekinenlere rastlarlarsa, onlara kendilerini anlatacaklar.

‘Avustralya’nın yarısı bizi istemiyor’ diyor Betül: ‘Kendi korkumla yüzleşeceğim. Bizi istemeyen yüzde 49 da umarım bize gelip bir fincan kahve içerek kendi korkusuyla yüzleşecek.’
Korkulanla, bilinmeyenle, hemen evlerinin yanı başında bir karavanda karşılaşınca belki bu korkularını yenerler; kimbilir, nargileden bir nefes çekmek her şeyi çözebilir.
Avustralya’nın yarısının müslüman göçüne karşı olması Betül’ü üzmüş ama korkutmamış: ‘Ben’ diyor, ‘Avustralya’da doğdum. Buralıyım. Bu ülkenin gerçek sahibi, Aborijinler ve Torres Boğazı Adalıları. Onlar bu ülkeyi terk et demediği sürece bir yere gidecek değilim!’

