SKIP TO MAIN CONTENT

Avustralya'dan Mektuplar-3

Mektuplarda şiir

Australian Sunset
Source: Ozen Ozuner

2 min read

Published

Updated

By Ozen Ozuner



Skip to article content

Bugün şiirlerdeki mektuplardan söz etmek istiyorum. Şiir ve mektup deyince ilk akla gelen, Nazım Hikmet’in mektupları elbet. Bilenler bir kez daha, bilmeyenler ilk kez bu muhteşemliğe tanık olsun, tane tane dizilen kelimelerin dünyasında insana umut, heyecan, yaşama zevki veren duyguları kucaklasın diye...

Tek başına bir hücreye atıldığı zamanı anlatan 'Bir Cezaevinde Tecritteki Adamın Mektupları' şiirinden:

 

Burası benden başka kaç insanın evidir?

Bilmiyorum.

Ben bir başıma onlardan uzağım,

hep birlikte onlar benden uzak.

Bana kendimden başkasıyla konuşmak

                                                                yasak.

Ben de kendi kendimle konuşuyorum.

Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi,

                                            şarkı söylüyorum karıcığım.

Hem, ne dersin,

o berbat, ayarsız sesim

                      öyle bir dokunuyor ki içime,

                                                      yüreğim parçalanıyor.

Ve tıpkı o eski,

        acıklı hikâyelerdeki

yalınayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,

mavi gözleri ıslak,

kırmızı, küçücük burnunu çekerek,

                senin bağrına sokulmak istiyor.

Yüzümü kızartmıyor benim,

              onun bu an

                              böyle zayıf,

                                       böyle hodbin,

                                                 böyle sadece insan oluşu.

 

Böylesine net, böylesine güzel anlatılmış dizeleri burada yaşadığım ilk aylarda biliyor olsaydım eminim büyük bir teselli bulurdum, Nazım’ın alçakgönüllü bu tavrından mutlaka etkilenirdim.

Bu mektubun son dizelerindeki ses uyumu, muzik ise, öğrendigimde yıllarca aklımdan çıkmayacaktı.

 

Ben,

ben içerdeki adam,

yine mutad hünerimi göstereceğim

ve çocukluk günlerimin ince sazıyla

suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla,

yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı

seni böyle uzak,

seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi

                                                                kafamın içinde duymak...

                                                                               

İlerleyen yaşla birlikte çocukluk günlerinin ince sazı sadece suzinak değil, diğer tüm makamlar ile insanın kapısını çalıyor sanki, "beni unutma" diyor.

 


Follow SBS Turkish

Download our apps

Listen to our podcasts

Get the latest with our exclusive in-language podcasts on your favourite podcast apps.

Watch on SBS

Turkish News

Stream now