SKIP TO MAIN CONTENT

Avustralya'dan Mektuplar 5

Shepparton'daki Günler

Country sıde
Source: Ozen Ozuner

4 min read

Published

Updated

By Ozen Ozuner



Skip to article content

Mektup 5

  

Sydney’de, fabrikadaki iş Noel'den bir hafta önce son buldu. O yaz tatilinin çoğunu kardeşlerimle bizim mahalleye çok yakın olan Ryde yüzme havuzuna giderek geçirdik. Sonra Salih 'Marsden Lisesi'ne, ben de 'Riverside Girls High School' adındaki kız lisesine yazıldım.

Okulda ilginç bulduğum ilk şey 11. ve 12. sınıf öğrencilerinin sadece 6 ders alması ve bunlardan bir tek İngilizce dersinin mecburi olması idi. Ayrıca, okulun ilk günlerinden aklımda kalan bir olay var ki, Avustralya’nın nasıl bir ülke olduğuna da işarettir. Tarih dersinde öğrencilerden birisi öğretmene "ben sizinle aynı fikirde değilim" dedi. Ben, "şimdi ne büyük azar işitecek, arkadaşlarının karşısında mahcup olacak" diye düşünürken, öğretmen, "Neden böyle düşünüyorsun?" diye sorup tüm sınıfı tartışmaya davet edince hayretler içinde kaldım. Demek bu ülkede sınıfta bile düşünce ve ifade özgürlüğü vardı.

Okul, tarihi binaları ile çok güzeldi. Ayrıca, 'Huntleys Point’de Parramatta River üzerinde olması da bahar aylarında ayrı bir güzellikti; ama ben çok yalnızdım. Kızlar pek cana yakın değillerdi, ben de ilk adımı atma konusunda pek gururluydum. Neyse ki bu durum kısa zamanda değişecekti.

Babam birgün, Halit Adasal ile konuşurken Viktorya eyaletinde Shepparton isimli, çiftçiliğe çok yatkın bir kasaba olduğunu öğrenince oraya taşınmanın daha iyi olacağını söyledi. Annem karşı çıktı. Babama "Özüm (babamın adı İsfendiyar idi, ama annem ona hep 'Özüm' derdi) "Biz orada yapamayız" dedi, olmadı, "Sen mahalle takımını Olimpiyatlara çıkarmaya çalısıyorsun" dedi, olmadı. Sonunda biz, yılın ortasında, Shepparton’a taşındık. Ve ben daha cana yakın çocukların olduğu 'Shepparton High School’a başladım.

Swıng
Source: Ozen Ozuner

O yıl İngilizce dersinde Shakespeare’in 'Hamlet' adındaki oyunu ve Charles Dickens’ın 'İki Şehrin Hikayesi’ni okuduk. Hamlet’te çok zorlandım, ama Dickens’da hiç öyle olmadı; çünkü daha 2 yıl önce annemin kitaplığından seçerek okuduğum kitaplardan birisi tam da bu kitaptı ve çok severek okuduğum için anneme kitapla ilgili bir dolu soru sormuştum. Zaten kitap konusundaki ödevimi yazarken annemin fikirlerine başvurmuştum.

Orada, 20 kadar Türk ailesi vardı; ve yaşayanların çoğu 35-40 yaşlarında, ilk veya orta okulda çocukları olan ailelerdi. Hem annemle babam onlardan daha yaşlı olduğu için, hem de annemle babamın sohbetini sevdikleri için bizim evde sürekli misafir oluyordu. Çok güzel, çok keyifli insanlar tanıdık. Benim bugün hala yakın arkadaş olduğum Nilgün Olcayöz ile Aysen’i de orada tanıdım.

Evimiz kasabadan 20 km uzaklıkta, Tatura adındaki köye yakındı. Her tarafından rüzgar giren eski tahta bir evdi, ama salondaki kocaman şömine bize çok güzel geliyordu.

Ayrıca, Melbourne’de oturduğunu öğrendigimiz, babamın Adana’dan tanıdığı Bayraklı ailesiyle buluşmak, Turgay, Tülay ve Mine ile arkadaş olmak ne güzeldi. Sonra, ilkönce Turgay evlendi ve eşi Nuran’la bizi ziyarete geldi. Böylelikle, Adana’dan bir arkadaşımız daha oldu. Ardından Tülay, benim Seyhan Işık’dan okuldaşım Melih Erdem’le evlendi. Şimdi hepsi torun sahibi...

Evimiz kasabadan 20 km uzaklıkta, Tatura adındaki köye yakındı. Her tarafından rüzgar giren eski tahta bir evdi, ama salondaki kocaman şömine bize çok güzel geliyordu. O çok soğuk kış gecelerinde şöminenin etrafında oturup hep beraber televizyonda birşeyler izlemek, izlerken anneme filmi tercüme etmek, reklamlarda çay bardaklarını kimin yeniliyeceğinin tartışmasını yapmak, sararmış defter sayfalarında kalan, kurşun kalemle yazılmış anılar gibi.

Bu köy hayatı bizi birbirimize daha da yakınlaştırmıştı; ve ben bundan büyük bir zevk alıyordum.

Bu arada, babam arazi kiraladı, traktör satın aldı ve resmen çiftçiliğe başladı. Bu yetmez gibi, kısa bir süre sonra kurulan Türk Çiftçileri Derneği’nin de başkanı oldu. Oradaki yetkililer bu girişimi öylesine desteklediler ki, 2 saat uzaklıkta olan Melbourne’dan, bugün hala arkadaş olduğum sosyal görevli Günay’ı gönderdiler. Günay, Türk çiftçilere dernek kurmanın ne anlama geldiğini, kuralların ne olduğunu anlatıyor, birçok konuda bilgiler veriyordu.

Ailede, babam hariç hepimiz üzülerek oraya taşınmıştık; ama Shepparton’daki günler, yeni okulum ve yeni arkadaşlarım ile, hiç de fena geçmiyordu.

 


Follow SBS Turkish

Download our apps

Listen to our podcasts

Get the latest with our exclusive in-language podcasts on your favourite podcast apps.

Watch on SBS

Turkish News

Stream now