Öne çıkanlar
- Sekiz Torres Boğazı Adalının federal hükümete karşı BM’ye götürdüğü davanın bu yıl sonuçlanması bekleniyor.
- Sadece adalar değil binlerce yıllık kültür ve insanların gıda ve su kaynakları da yok olma tehlikesi altında.
- Davanın amacı iklim değişikliğinin neden olduğu zararın bir insan hakları konusu olduğunu ispatlamak.
Detaylar podcastımızda.
Bir grup Torres Boğazı Adalı küresel ısınmaya karşı topraklarını savunmadığı gerekçesiyle federal hükümeti Birleşmiş Milletlere şikâyet etti. Adaların suların altında kalıp yaşanmaz hale gelmesiyle beraber kültürlerinin de tehdit altında olduğunu söylüyorlar.
Yessie Mosby yaşadığı adanın inanılmaz bir hızda kaybolduğunu tanık oluyor.
“Dört yıl içinde sekiz metre gitti” diyen Mosby, gelişmelerin korkutucu olduğunu ve her geçen gün daha fazlasının kaybolduğunu söylüyor.
Kulkalgal adamı olan Mosby Torres Boğazı’nda küçük bir ada olan Mosig’den. Onun için küresel ısınma ölüm kalım meselesi.
Eskiden göz alabildiğince palmiye ağaçları ve köy olduğunu söyleyen Mosby, “Burada plaj yoktu. Plaj 50 metre ilerdeydi. Buralardan yol geçerdi, badem ağacında insanlar oturur, haritalar çizer, hikayeler anlatırdı,” diyor. İnsanların resifler üzerinde yürüdüğünü ve herkesin mutlu olduğunu belirtiyor.
Deniz toprakla beraber binlerce yıldır korunan bir kültürü de yutuyor.
“Eğer insanlar bu topraklardan ayrılmak zorunda kalırsa tüm ırkımız ölür”
Tores Körfezi’nde yaşayanlar
Queensland’in kuzey ucundaki Torres Boğazı bir dizi ada barındırıyor. Bunlardan on sekizinde İlk Ulus Avustralyalılar yaşıyor.
Dhoeybaw klanının lideri olan Herbert Warusam körfezde en kuzeydeki adalardan olan
Saibai’da yaşıyor.
“Rüzgarlar ve şarkılar, geleneksel dilimiz, geleneksel bahçecilik, balıkçılık, toprak ve deniz benim bağım, benim için yürek ve ruh. Tehlikede olanlar bunlar”
Climate Council, yani İklim Konseyi’ne göre Torres Boğazı'nda deniz küresel ortalamanın iki katı hızla yükseliyor. Körfezdeki denizin görece sığlığı hem fırtınaların daha sert olmasına hem de gelgitlerde deniz seviyesinin iyice yükselmesine neden oluyor.
Boğazdaki adalar şimdiden tehdit altında.
Ayrıca adalardaki tatlı suya tuzlu su bulaşıyor.
Her yıl gelgitlerde tuzlu suyun biraz daha içeri bölgelere girdiğini ve 30, 40 yıl içinde tuzlu suyun tatlı su kuyularına ulaşacağını söylüyor.
Yükselen sular yollar dışında kutsal mekanları ve sevdiklerin mezarlarını da silip süpürüyor.
2019’da Birleşmiş Milletlere götürdükleri şikâyetin tarihte benzeri yok. Ancak Iama adasının Geleneksel sahiplerinden Ned David’e geçmişten bazı yaşananları hatırlatıyor
Mahkemeye gidilmesi gerektiğini ve geçmişte de Eddie Mabo’nun mahkemeye gittiğini söylüyor. Bu örnekte de benzer bir yolun seçilmesinin uygun olduğunu düşünüyor.
Torres Boğazı'ndaki Mer adasından Eddie Mabo, halkının topraklara sahip olduğunu yasal olarak ispatlayabilmek için 10 yıl uğraştı ve 3 Haziran 1992’de Avustralya yüksek mahkemesi haklı olduğuna karar ver. Bu tarihten önce Avustralya’nın Avrupalı koloniciler gelmeden önce “terra nullius” yani kimseye ait olmayan topraklar olarak tanımlanıyordu.
Ned David, Torres Boğazı bölgesinde yerel toprak sahiplerinin haklarını savunan ana grup Gur A Baradharaw Kod Sea and Land Council’ın başkanı. Konuyu Birleşmiş Milletlere götürmek konusunda öncü rol oynamış.
“Tarihlerinde bir sonraki bölüm” diye anlatıyor süreci. Amaç geleneksel kültürün küresel ısınmaya direnebilmesi.
Client Earth adlı çevre koruma hukuk vakfından Avustralyalı çevre avukatı Sophie Marjanac, davayı açan sekiz kişiyi temsil ediyor.
Davada kararın yıl sonuna kadar alınacağını düşünüyor.
SBS konuşan Morrison hükümetinden bir sözcü, iklim değişikliği politikalarının uluslararası insan hakları sorumlulukları ile örtüştüğüne emin olduklarını ve Torres Boğazı'na altyapı desteği sağlamaya söz verdiklerini belirtti. Bu altyapı desteği arasında 2019’dan 2023’e kadar deniz setlerine 25 milyon dolar ayırmak vardı.







